GENDİME :

Kulaksızların İsmail ağnın evinde, akrabalar arası yemek yeniyor. Arif hocanın, Mahmut Aydemir'in evinden de yemek geliyor. İlk yemek gendime aşı. İsmail ağa ver zamir diyor. ikinciside gendime, "ver Zamir" diyor yine gendime, " ver zamir" diyor yine gendime. Sonunda Zamir aydemir " ne vereyim büyük ağa, hepsi gendime "diyor.

GİTTİDE GİTTİ :

Rahmetli Arif Hoca, Kardeşi Mustafa Erdoğanla Adana da, bir çiftlikte dört ay çalışıp Bostanlığa dönmektedirler. Bir ara Mustafa Erdoğan, Kayseriye gidecek bir araç bulmak için, Arif Hocanın yanından ayrılır.O ayrılır ayrılmaz biri gelir.

-Nerelisin hemşerim.

-Kayseriliyim.

-Hemşeriymişiz. Ben de gidecek vasıta arıyorum, beraber gidelim .

Söz dolandırıcılardan açılır.

-Aman kardeş dikkat et. Paraları kuşağına bağla, der adam.

Arif emmi, "haklısın der" ve paraları çıkartır. adam yardım eder, beline bağlarlar.

Bir bahane ile uzaklaşan adamdan sonra, hocanın aklı başına gelir. Kuşağı açtığında ne görsün. Para yerine gazete kağıdı var. Olay Seyhan köprüsünde oluyor. Hoca köprünün üstünde, bir o tarafa bir bu tarafa koşarken, ara sıra oynuyor. Gittide gitti Paralar gitti. Yüzlerce insan " Zavallı kafayı yemiş " diye kimi acıyarak, kimi de, kendine eğlence yaparak seyrediyor. Kalabalığı gören Mustafa Erdoğan geliyor, ne oldu abi dedikçe, Gittide gitti Paralar gitti deyip oynaması bir kaç dakika sürüyor. Sonunda birkaç kuruş borç alıp, bostanlığın yolunu tutuyorlar.

KOYUN HAYIRDAN SAYILMAMIŞ :

Caminin imamı, Ayağa kalkıp, caminin minaresi için para verenlerin adlarını okuyor." Allah razı olsun " deyip yerine geçiyor.
Hocanın işini eksik yaptığını gören Rahmetli İsmail Erdoğan (bıyıklı )
Hoca Hoca buraya bak.Elindeki kağıda herkesin parası sığdı da, benim verdiğim koyun sığmadı mı ? diyor.

ALACAK VERECEK KALMASIN :

Köyümüz sakinlerinden biri, Yılların kıdemli bakkalı rahmetli Şahin kırbıyık'dan 100 lira borç ister. Devir enflasyon devri. Borç isteyense, parayı bir iki senede verecek biri değil. Şahin amca yok da diyemiyor. O ince ve zarif zekasıyla bir çözüm buluyor.
Nasıl olsa bu yüz lirayı bir seneden önce vermezsin. enflasyon benim paramın yarısını götürür. iyisimi, ben sana 50 lira vereyim, alacak verecek kalmasın diyor

İKİ DAKİKALIK KIYAMET:

Sadık çetini duyarsınız.Söğütlerin oradaki evin sahibiydi.Deli falan değildi.Köylüye sabah akşam söver,camiye BOMBA koyup herkesi geberteceğini söylerdi.Biz bomba nasıl bir şey acaba diye merak eder,yinede rüyalarımızda haritadan silinen Bostanlık kabusu görürdük.Bir gün ”Gelecek Cuma kıyamet kopacak”demesin mi; Köyü, bilhassa biz çocukları derin bir korku aldı.VE beklenen Cuma geldi.Saat 10 civarında aniden yer,gök kapkara zifiri bir karanlığa büründü.Tabi biz okuldayız.Ağlayan mı dersiniz,altını ıslatan mı, ayılıp bayılan mı,korkunç bir durum.Neyse ki iki dakika sonra Güneş tekrar yüzünü gösterdi de muhtemel bir kıyametten kurtulup,arkadaşlarımızın isteyerek yapmadığı haltları memnuniyetle temizledik.Meğerse o gün GÜNEŞ TUTULMASI olmuş.İlahi Sadık emmi…

BİZ NERELİYDİK:

Kadir Onatın;saf mı saf Dünya iyisi Persekli ebesi,kızı Hatice bibiyle Süveğen değirmenine giderken,yolda aynı köyden Mustafa dalgalıya rastlarlar.Dalgalı,ebemizin saf olduğunu biliyor ya,Amir edasıyla yaklaşıp sertçe soruyor.””Siz nerelisiniz söyleyin çabuk”Persekli ebe şaşkın ve telaş içinde kızına dönüp”kız hatçe kadanı alayım BİZ NERELİYDİK “diyor

ŞU GERDEK GECESİ:

Her gerdeğe girenin,içeride ne kadar oyalandığı,günün konusu olurdu.Bu yüzden damatlar,kimseden geri kalmak istemezlerdi.Buda, çoğunun aşırı heyecanlanmasına sebep olurdu.Birde dışarıda hayırlı haberi diken üstünde bekleyen Ana-Baba ve yakınlar olunca damadın işi daha da karmaşık bir hal alırdı.Neyse ki utanacak bir şey hiç olmadı.Yada benim kulağım delik değildi.Maşallah gençlerimiz bizi mahcup edecek, hatta yedi düvele rezil edecek,Köyümüzü küçük düşürecek bir rezalete sebebiyet vermediler.O kadar hızlılardı ki,zamanı 1 Dakikanın altına çekip Dünya rekoru kıranlar olmuş.O zamanlar GUİNES Rekorlar Kitabı yayımlanmadığı için,Bostanlık için bu Tarihi Rekor kayıt altına
alınamamıştır.

OY PUSULASI:

1956 Yılında eğitim ve öğrenime açılan Okulumuzun ilk girişinde sandık kurulu yerini almış.1957 seçimleri yapılıyor.Köyün yarısı silahlı. Silahlar belde değil,ateşlenmeye hazır elde.DP-CHP inatlaşması.Soldaki küçük öğretmen odasında gizli oy kullanılıyor. (…………)amcamız geliyor.İçeri giriyor.İçerideki oy pusulalarından bir şey anlamış olmayacak ki,duvardaki kocaman haritayı söküp zarfa yerleştirmeye çalışıyor.Sonra çıkıp kurula soruyor.”Bu kağıt bu zarfa sığmıyor”

BENDE SENİN……..

Ahmet ve Cuma iki kardeş.Şahin ile Necati kırbıyık’ ta diğer iki kardeş.Ahmet’le Şahin sudan bir sebeple kavga ederler.Şahin Ahmet’in Avradına sövünce,Cuma Dörtkulak dayanamaz.İyide,şahin çok sevdiği can dostu.Ona sövmek içinden gelmez.Başka bir çözüm bulur.”Bende senin gardaşıyın avradını……….der.Şahin amca bu inceliğe hep gülmüştür.

BAŞBELASI PEÇETELER:


Hepimizin başına böyle şeyler gelmiştir.Ama bir türlü kendimize gülmeyi becerememişizdir.
Bu tatlı anı Kırıkkalede geçer.Bekçi Abdullah MKE de çalışır.Halil Albayrak amcamız bu kardeşine ziyarete gider.Usuldendir,misafire diğer tanıdıklar davet verirler.Böyle bir davette yemekler yenir ,sohbet edilir ama Halil amcanın huzuru yok.Çünkü önünde katlanmış,dik vaziyete duran bir şey daha var.Aklı orda.”acaba bu şey nasıl yenir.”Eğilip kardeşine soruyor.”Abdullah hepsini anladım da bunu nasıl yiyeceğim”diyerek bez peçeteyi gösterir..

FUTBOL::::::::::FUTBOL:

Sene 1956 köye ilk defa bir yedek öğretmen geliyor. Necati Öğretmen tam bir ayaktopu (Futbol ) HASTASI.Meşin topu ilk o zaman gördük.GOL sözcüğünü ondan duyduk.Taç,Bek, Haf, Haftayım (Devre arası ) gibi.Her gün top oynatıyor.,pas vermeyi öğreniyoruz. Kısa zamanda Cevherler ortaya çıktı.Fener-G.Saray gibi isimleri duymaya başladık.

İLK TOPÇULAR:

Osman Tekten-Nazmi Polat-Ali Tekten-Murtaza Baştekin-Hulusi Dörtkulak-Mithat Cebeci -Cuma Demirezen-Mustafa Tektaş.-Adem Tektaş-Nafer Türker-Basri Eerdoğan.Bu ilk topçu-larımız kısa sürede kendilerini geliştirerek iyice piştiler.

İLK MİLLİ MAÇ :

İlk maç deplasmanda Akmezar köyüyle Mayıs 1960 Kalabalık bir seyirci önünde savaş gibi bir maç.Seyirci bizi rahatsız ediyor korka korka oynasakta Mustafa Tektaş ilk golümüzü atıyor. 1-0 öndeyiz.Sora tehditler artıyor.gol atmaktan korkuyoruz.Bu arada iki de Gol yiyoruz.1-2 yenildik.

TOKLAR MAÇININ SONUCU SIR GİBİ SAKLANDI:

1940 lılar Askere gidecek Hepsi köyde.Nerden icat ettilerse Toklarla maç almışlar.Toklar ;Tomarzaya bile kafa tutuyor.Karakol var,Asker var,Subay var. Top’u bizden çok önce öğrenmişler.Feramiz Tektaş-endem Altınok-Hacı Ahmet Atılgan-Cuma Elgün-Şadi Zehir-Durmuş Evrengül (Güllü teyzenin) bizimkiler.Topu görmüşler ama hiç vurmamışlar. Bizi istemiyorlar. Peşlerinden gidiyoruz,bizi kovuyorlar. Keprinden geri döndük çaresiz..Oynamış bizim aslanlar,ne oynadıklarını bilmiyoruz ama ,11 gol yediklerini içlerinden bir casus bize açıkladı.

BU İŞİN BİR RÖVANŞI OLMALI:

Doğrusu kanımıza dokundu. Bu işi temizleyelim dedik. Bir hafta sonra vardık toklara. En küçük benim 12 yaşımdayım. En büyüğümüz Osman Tekten 16 yaşında. Ortalama 13-14 yaşındayız. Toklarlı oyuncuları görünce dehşete düştük. 20-25 yaşındalar. En ilerde ben oynuyorum. Angıtların İsmet adında biri yanımdaki rakip. Boy dersen beni ikiye katlar. 22-23 yaşlarında. Maç başlıyor ve biz döktürüyoruz. İsmet’e bir çalım atıp oyundan düşürüyorum boşa çıkan Mustafa Tektaş’ın önüne yuvarlıyorum ve 1-o öndeyiz. Dedim ya adamlar güçlü sonunda iki gol yiyoruz ve bir daha yenilmiş oluyoruz. Sonuç 1-2. Sene 1960.

MERİNOS KOYUNLAR:

1956 Devlet, deneme ve ırk geliştirmeye yönelik,40 tane Merinos koyununu hatır belasına 7-8 aileye dağıtıyor.Koyun değil de dert vermiş sanki.Bakın niye.
Köylümüz ilk iş olarak,Merinosları domuza benzetti.Laz Hoca Mehmet efendi,hayvancıkları görmemek için ceketini başına örtüp öyle dolaşmaya başladı.Mart ayı gelip de un,bulgur tükenince,Köyde bet bereket kalmadı diyerek,koyunları tek suçlu ilan ettiler.Duruma karşı çıkan öğretmeni gavurlukla suçlayıp,selamı sabahı kestiler.Koyunlar hastalanınca Veteriner gelip de aşı yapınca ortalık iyice karıştı.Aşının Gavur kanından yapıldığını kitaptan bulup çıkartmışlar.Eti haramdır fetvası büyük Alim Mehmet hoca tarafından çoktan verilmiş.Allah darda kalan kullarını görüp Mayıs ayına varmadan,birer ikişer demeden merinos koyunları telef edip,köyümüzü bu büyük beladan kurtardı.Buraya kadarını anlamıştım da Öğretmenimiz niçin gitti hiç anlayamadım.

COCA COLA:

Vallahi de Billahi de ben orada değildim.Bana “Sıtkı” dediler.Günahı anlatanların boynuna.Aslında duyduklarına inanan biri değilim.Hoşuma gitti yazdım.Sıtkı’nın hoşgörüsüne sığınarak başlayalım anlatmaya.
Köyün gençlerinden oluşan bir grup çalışmak için Ankara yolundalar.Sıtkı ilk defa gurbetle tanışacak.Diğerleri kaşarlanmış kıdemli gurbetçiler.Kırşehir-Kamanda yemek molası var.Yemekte bazıları su içeceğini söylerken,Sıtkı “Coca-Cola” ısmarlar.Kola daha yeni çıkmış,ilk defa içecek.,Bizimkiler fırsatı kaçırır mı hiç Başlıyorlar”Sıtkı:yapma oğlum sarhoş olursun”Sıtkı:günah aslanım içinde alkol var”Yavaş iç Sıtkı”Aman sarhoş olma”Birde seninle uğraşmayalım oğlum.”dedikçe Sıtkı kardeşimiz Godduk Godduk çekiyor koladan.Aradabir şişenin dibini masaya vurmayı da ihmal etmiyor.
Yemek bitipte ayağa kalkınca,Sıtkı sallanmaya başlıyor.Aman falan deselerde,bir hayli azıtıp höööttt bile çekiyor.Sağa sola sataşıp “Varmı bana yanbakan”diye haykırmasının ta Bostanlıktan duyulduğunu yazacağımı sanmayın.Ankara ya sağ salim varıldığını bilin yeter

YAŞMI KURUMU?

1960 Ekiminde, Kayseri de Askeri Orta Sanat Okuluna başladım.Sıtkı gibi bende gurbetin yenisiyim.50 kişilik sınıfın çoğu Kayserili.Varlıklı Köylerden falan.Konuşmaları arasında Pasta lafı geçiyor.Yiyecek bir şey olduğunu anladım ya,içim gidiyor.Serde pisboğazlık da var.Tanımadığım pastayı yemeyi kafaya koydum.Bu arada kuru pastayı da duymazmı yım.Haftayı zor getirdim.Okul haftada 5 Lira harçlık veriyor.Sinema 25 Berber 50 kuruş. Büyük para doğrusu.Cumhuriyet meydanındaki Zümrüt Pastahanesini buldum.Başladım önünde dolaşmaya.Acaba hangisi yaş hangisi kuru”?Girip sormaya utanıyorum.Ayağım gitti geldi,saatler tükendi ama o hafta ne kurusuyla nede yaşıyla tanışamadan Okula döndüm.Kimseye de soramadım nasıl bir şey olduğunu.Ondan sonraki hafta kan ter içinde,utançtan kızararak girdim içeri.Parmağımla göstererek Pasta olması için dua ettiğim şeyden iki tane istedim.Aylar sonra İKİ adet tatlı çörek yemiş olduğumu öğrendim.Çikolatayı İLK filmlerden duyduğumu söylersem “Hangi Ülkede yaşadığımı merak etmişsinizdir sanırım.”

GIYASETTİN YILDIZ NASIL YEMİN EDER ?

Sebebini ve zamanını tam olarak bilmiyorum.Rahmetli Gıyas Yıldız Mahkemede ifade veriyor.Hakim kızıyor”Yalan söyleme”diyor.Bizimki başını kaldırıp”Yalan söyleyenin en küçüğünü si…im Hakim bey “diyor.Hakim şaşkın.Eğilip Savcıya soruyor.Bu ne demek diye?.Savcı tercüme ettikten sonra,başta Hakim bey, salon kahkahaya boğuluyor.

VALİ’Yİ YAKACAKTIK :

Sanırım 1961.Sulama kanalının açılış töreni var.Ünlü Kayseri Valisi Sedat Tolga Köyümüze davetli.Karşılama,nutuk atmak,şiir,yemek derken her şey iyi gidiyor.Ahçımız Dadaş Rıfat.yardımcısı Cuma Dörtkulak Pilav ustamız Medine Baştekin.Geriye kahve ikramı kalıyor.Tek tek olmaz. Büyük bir tepside sulacak.En azından 7-8 fincan.Dökmeden köpügüne zarar vermeden servis yapacak “Eli uz”biri lazım.Yani becerikli,eli yatkın biri şart.Adnan Gürbüzün dedesi Mustafa amcada karar kılınıyor.Artık kahveler hazır,dikatli bir şekilde içeri giriyor,elinde tepsi ile Valiye doğru yöneliyor,Tam kahveyi uzatacakken olan oluyor,önce eli sora ayağı dolaşıyor.Kahveler Vali beyin üstüne boca oluyor.Bu olaydan sonra Köylülerimiz oy birliği ile bundan kelli Tören yapmamaya ve Köyde kahve bulundurmamaya,ellerini bir biri üstüne koyarak,Yedi sülaleleri ile defter,kitap,silgi,kalem ne varsa hepsinin üstüne bir güzel yemin ediyorlar.

TEPE DE ÇIRILÇIPLAK:

Ali Hocanın bucakta yüzüyoruz. En azından 15 kişiyiz. Zaten her gün orada yüzeriz.Keprinli arkadaşlar öte geçede, o gün erken gittiler.Onlar gider gitmez karşıya iki "jeep "geldi.İçinden 4'ü kadın 10 kişi çıktı.Erkekler ateş yakmaya hazırlanırken, kadınlar kıyıya gelip bir şeyler yıkarken,Tamamı çırılçıplak olan bizleri merakla seyretmeye başladılar.tabi bizlerde hava basmak için suyun içinde taklalar attıkça her taraf ortaya çıkıyor.Boran (Burhan Eser ) askerliğini yapmış kocaman adam. Eliyle önünü kapatarak suya atladı. Ne ölduysa onun Takla atmasıyla oldu.Kadınlar bizi taş yağmuruna tuttular .kocalarıda onlara uyup aynı şeyi yaptılar.Bir taraftanda yaptığımızın ayıp olduğunu söyleyip defolup gitmemizi istiyorlar. Taş'a Taşla karşılık vermeye başladık.Söz düellosu da iyice kızıştı. Adamlar jeep lere binip çalıştırdılar.Bizde ,elbiselerimiz kucağımızda Tepeye doğru kaçtık.Tarlalara giremeyince geri döndüler.15 Çıplak adan elbiselerimizi Tepede giyerken Köyün yarısı bizim bu halimizi uzaktan seyrediyordu. İşin kötüsü savaştığımız kişiler Tomarza kaymakamı ve diğer Mülki erkanmış.Az sonra Köye baskın düzenlediler ve bizi istediler. Tahsin polat gibi saygın bir muhtarımız olmasa başımız büyük belaya girecekti. Sağolsun Tahsin amca işi tatlıya bağladı da böylece kurtulmuş olduk.

NOBEL'İ KAÇİRDIK:

Son zamanlarda " Alternatif tıp " deyimini gündemimizde önemli bir yer tutmaya başladı. Ne işe yaradığını öğrendiğimizde,Bostanlığın bu konuda yaklaşık kırk sene ileride olduğunu gurur la tesbit ettik. Nasılmı anlatayım. (..................) Arkadaşımız veya Abimiz Her kimse,başka bir köyden nişanlılı. Evlendikten sonra şom ağızlara sakız olmamak için, nişanlısını Düğün öncesi hamile bırakmak istiyor. Böyle bir karar almasının oldukça haklı gerekçeleri var. Durum şimdiki gibi değil. Düğün sonrası iki üç ay içinde hamilelik vaziyeti yoksa,yeni damadın erkekliğinden şüphe ediliyor.Kimi kısırlığından, kimi " Bağlanmışlıktan " Kimi yanaşamamaktan dem vuruyor,herkes üzülmüş numarasına yatıp dedikodunun canına okuyorlar, bilgiç yüz ifadeleri takınarak akla gelen her ihtimali kulaktan kulağa aktarıyorlardı. Alternatif tıp' ın babası olan hemşehrimiz, böyle rezşl durumlara düşmeyecek kadar akılı ve yetenekli. Neyse biz tarihi buluşu açıklayalımda merakımız da sona ersin.
Düğün yakın, ne yapıp edip o Köye gidiyor.daha önce aracılar ayrlandığından, uygun bir samanlıkta nişanlısıyla görüşüp, mendilindeki İncir,Lokum, Şeker sucuğu, Fındık fıstık gibi şeyleri nişanlısının eteğine boşaltıyor. Tabi bir adet incir hariç.Daha önce ortadan ikiye bölüp, "Döl suyu"nu içine koyup kapattığı inciri,afiyetle nişanlısına ikram ediyor. Öyle bir ortamda incirin tadıyla ilgilenecek kadar Romantizm den uzaklaşması beklenmeyecek kızcağız,gülümseyerek yiyor. Erken hamilelik gerçekleştimi bilmiyoruz. Bildigimiz hatta çok üzüldüğümüz,Bu harika buluşu Küffara duyuramayıp,Nobel Tıp Ödülünün Bostanlık adına kaçırılmış olmasıdır.

DÜÜTT DÜÜTT:

Biz okula giderken,ödünç defter sayfaları alrdık. 20 kuruşluk kalemi komşularımızla ortak alıp ikiye bölerdik. Para nerde? ne üstte var ne başta.bir don bir gömlek. Aş yok ekmek yok.kaleme deftere sıramı gelir. Neyse
Bir gün baktım, Yunus Kırbıyık uzun saplı bir küreğin üstüne binmiş,düütt düütt hımm hımm edip duruyor. O üç yaşlarında ,ben altı yedi. Biri küreği sapından tutup çevirecek ki, Yunusun düütt düüt leri işe yarasın. Bana ne diyeceğim ama öyle değil. Elinde Dört santimlik kopya kalem var. Benim rüyalarımı süsleyen,lüks bir şey. İçme şeytan girdi,ne yapıp da bu kalemi cebime indire bilirim.Yunusun yanınadostça vardım.Küreğe bir güzel bindirirken, kalemi cebine koymasını stedim. Küreği sapından tutup başladım çevirmeye. Düüüüt düüütt,vııırr vııırr.Yunus zevkten dört köşe.Gözleri bana minnetle bakıyor. Ben Mevlevi şeyhi Yunus, kendinden geçmiş mürid. İşim kolaydı artık. Kalp çarpıntılarım artsa da, avımın çaresizliği beni sevinçten çıldırtıyordu. Kürekten indirmek bahanesiyle Yunusu bir elimle kucakladım, diğer elimle cebine daldım. Kutsal kalem avuçlarımdaydı artık. Yunus düütt demeye devam ediyordu. İki gün geçmedi,Rüyalarımın kalemini kaybettim. Yalnız
kalemi değil aklımıda kaybettim. Gece gündüz dört santimlik kopya kalemi düşünüyorum. Göğsümün sol tarafında tarifsiz acılar,aş'a, ekmege , her şeye küstüm. Aradan üç ay kadar ğeçti. Ayağımı çulun altına uzatıp, tandırın başında des çalışıyorum. aslında okuduğum
hayat bilgisi kitabını görmüyorum,kalem bir perde olup gözümün önünden
gitmiyor. O sırada inanılmaz bir şey oluyor.Kalem avucumda. Kalemi bir şekilde bulsam nerede bulduğumu bilirdim. Bulduğumda sevinirdim. Avucuma nasıl girmişti. Sakın bana böyle bir ikaye anlatmayın. size asla inanmam. Bu tür şeyler bana göre değil.
Hala şaşkınım. Kaybettiğim kalemin, çocuk kalbimi parçalayan acılarının, bana fazla geldiğini gören merhamet sahibi biri olmalıydı.Onu görmedim sadece hissettim. Yorum sizin.

SARHOŞ:

Bostanlikliyiz.com'un ana sayfasın da gördünüz." Boş şarap şişelerini koklayıp sarhoş olduğum yer diyorum". Elbette birhikayesi var.Ali onbaşı nın ( Kara ali )Kızının düğünü oluyor. Kız kayseri den öteye yani " Kore " dediğimiz çok uzak bir yere gelin
gidiyor. Biz davul ve Zurnadan başka Müzik aleti görmemiştik. Adamlar
Saz, darbuka, cümbüş, kılarnetten kurulu Müzik ekibiyle gelmişler.
Meşhur Şükrücük ekibin içinde, acayip kıvırıyor. Durmuş Çavuşların
odasında içkiler içiliyor,İçkiyi duymuştuk ama nasıl bir şeydi o gün
ördük.Pencerenin önüne koydukları boş şişeleri görünce dayanamadık,
Hırsız gibi yaklaşıp şişeleri yürüttük. Burnumuzu dayayıp kokladık. o akşam sarhoş oldum yerlere yattım,hafif baygınlık geçirdim. Diger arkadaşların durumu da benden farklı değildi. Babam alıp eve götürdü. yatağa yatırdı. o benim içki
içtiğimi sanıyordu. Hatta " oğlum herif olmuş " diye böbürlendiğini anımsıyorum.

AKILLIYI DELİRTMEK:

Dadaş Rifat, Almanyada sıkılınca küçük bir ruhsal rahatsızlık geçirdi.Sevgili Bostanlıklıların arasında daha mutlu olacağını düşünerek, güzel köyüne dödü. Doktorlar kendisine temiz hava,bol cimnastikyapmasını tavsiye etmişlerdi. Etmez olsunlar ,bakın Dadaş Rifatın
başına neler geldi. Sabahları eşofmanı giyip, önce kalçasını bir sağa bir sola kıvırtmaya başladı. Sonra boynunu, omuzlarını çevirdi. Eğildi doğruldu. Keskin gözler bu tuhaf durumu anında farketti. "Eyvah Rifat kafayı yemiş deyip" Anadolu ajansına ders konusu olacak bir hızla çoluk çocuk demeden bütün köye yaydılar. Üstüne üstlük, bizim Dadaş
Kır Üssünün harmanına doğru koşmaya başlamasın mı. Deliliği iyice
tescillendi.Her sabah ,Kimi tepeye çıkıp, kimilere damlardan, çaktırmadan bir delinin hareketlerini izlemenin tadını çıkarıyor.Anası Mercan bibi, yavrusunun deli işi davranışlarını görüp göz yaşları döküyor. Öyle ya, akılı olsa böyle acayip şeyler yaparmıydı. Durumu
anlayan Rifat, çareyi Kayserideki Doktoruna gidip anlatmakta buldu. O anlattıkça Doktor Bostanlıklıların Sporu delilik alameti saymalarına kırıla kırıla gülüyordu. Sonunda Tekir yaylasını tavsi etti. DadaşRifat bir ay kadar köyünden uzakta,Hem kıvırdı hem zıpladı, Köylüye inat armut toplar gibi yapıp, kollarını yukarı kaldırıp ellerini açtı
kapadı.Hatta o ayıp şeyi Şınav çekme işini sık sık yaptı. Sonunda rahatladığını, iç sıkıntılarının kaybolduğunu görerek Köye döndü.Köylülerimiz uzun zaman,Dadaşla mesafeli ilişkiler kurdular. Soğuk kanlı olmasa, adama gerçekten kafayı yedirecektik. Siz siz olun Bostanlıkta cimnastik yapmaya kalkmayın. Sinirleriniz Dadaş kadar sağlam olmaya bilir. Söylemesi benden.

BEN BİLİRİM:

Bir ara çok kar yağdı. Aç kalan Kurtlar etrafta görülmeye başladı. Bir gün Cuma Çavuş dedemin odasına gelen gençler,Dere tarlada yedi tane canavar gördüklerini söylediler. Çavuş dedem -nasıllardı hele bana bir anlatın -dedi. Onlarda anlatmaya başladılar. Daha doğrusu anlatmaya çalıştılar. Kurt'un mavisi, sarısı, yeşili, kırmızısı olmaz ki, ne anlatsınlar. Her kafadan bir ses, bir şeyler söylediler. Cuma Çavuş dedem - Ha ben o canavarları iyi tanırım - dedi

RADYO:

Rahmetli Hacı Serbest ve Vesile bibi,kızlarını görmek için Kayseriye giderler. Evlerinde taşına bilir bir çanta radyo var. Gitmişken bozuk olan radyoyu da tamir ettirmek için beraber götürürler. Arızasını ve tamir bedelini öğrendikten sonra, Rahmetli Vesile bibi tamirciye döner- Kurban olayım ıradıyoncu kardaşım, içine iyi türküler koy, Mustafam askerden gelecek-der

BOYUNDURUK:

Akşam yaklaştı. Öküzleri çözdü,Kara sabanın boyunduruğunu çıkarttı,omuzuna atıp Bostanlığın yolunu tuttu.Sabah yarım kalan tarlasını sürmek için yola koyuldu. Tarlaya vardığında ne görsün, Kara sabanın üstünde boyunduruk yok. Çıldırmiştı adeta. İçinden sövüp sayarak muhtemel hırsızı kafasında canlandırarak evine ulaştı. Niye geri geldin diyen karısına, boyunduruğun çalındığını söyleyerek başladı bağırmaya. Kadın üzgün, adam sağa sola küfrediyor. komşular toplanıp durumu sorunca,başlıyor anlatmaya. Bereket versin dikkatli biri Omuzundaki boyunduruğu farkedip soruyor. - Bu boyunduruk kimin ? Adamcağız ağzı açık, omuzundaki boyunduruğa bakıyor. Tarlaya götürdügü boyunduruğun omuzunda olduğunu unutmuştu. Dalgınlığın böylesi bize de anı olarak kaldı.
 

BİR AY

Rahmetli Osman Aydemir,Kırıkkalede oturduğu için tarlalarını Lömen
emmiye satıyor. Günlerden 1 Eylül. Lömen emmi parayı bir Ekimde vereceğini söylüyor.Osman emmi-- Şart olsun bir aya bırakmam bu ay isteri-- diyor. 30 eylül Teklifini kabul edip, sürenin yine bir ay olduğunu aklına getiremiyor.

DOĞRUSU

Bilgi ve görgü bir emeğin,yaşam tarzımıza kattığımız yeniliklerin sonucu ulaşılan şeylerdir. Çoğumuz kendimizi ölçüp tartmaktan rahatsız olururuz. Kendi gerçeklerimizi seslendirmekten kaçınırız. Bunun bir istisnası var. Rahmetli Ziya Atılgan, Askerlik dönüşü kendisine - Anlat bakalım - diyenlere -Ne anlatayım Eşşek gittim eşşek geldim -
Demek cesaretini gösteriyor. (Kendisini tenzih ederiz ) Keşke hepimiz kendi hakkımızdaki olumsuzlukları cesurca dile getire bilsek. Sonunda

IRMAK:


1974 senesinin Yaz aylarıydı hava cok sıcaktı hatırladıgım kadarıyla ÖMER AKSOY,CELAL AKSOY,KADİR UNSAL,SEYFULLAH emmının oglu MUSTAFA SAMUR ve ben (YASAR SAMUR) ırmaga yuzmeye gitmşstik.Ilk sıralar karar verememıstık sonra MUSTAFA SAMUR gürcüye gidelim dedi ama CELAL IRFAN emminin bucagı daha iyi dedi bızde köprünün üstüne gitmiştik.Herşey normaldi suya girdik oynuyoruz,derken ırmağın karsısına gecmek gerekiyordu. Ben yüzme bilmediğim için biraz tereddüt ettim ama geçmeye karar verdim derken nefesimin kesildiğini hissettim güneşin bulanık olduğunu gördüm ve garip seslerin geldiğini duydum.KADiR UNSAL'ın yaşar suya gidiyo dediğini duydum ama son anda CELAL kolumdan tutup cıkarmıs ben kendımden gecmısım ama sonucta kurtarmıstı.Onun ıcın CELAL AKSOY'a ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM...... YAŞAR SAMUR

MARKET:

Sayfanızı gezdim bazı ilkler eklemek istiyorum gözünüzden kaçmış olabilir köyümüze hijyenik ortamda saçmalıgımıza dünyanın en küçük iki ortaklı marketini abimle ben açtım. Altı somuruklu şeker bir dizine kadarda nohutlu atike şekeri satmadık.Şayak renkleri varya saglıga zararlıdır diye iki saat daha yememek için dayansaydık şahin emmiyi iflas ettirecektik sarmayeyi de ondan kazandık ev yaptırırken tanesini bir kuruştan olmak üzere ihale bizde kaldı insan oglu işte iyilige kötülük ah yine akşam oldu yemeklerden ne var acaba soganlama veya pezzik kurusu dünyanın en iyi sebzeleri imiş bunlar. Anam bunları bilirde başka sebze meyve bastırırmı eve hormonluymuş diye pilava çok az yag kullanırdı kolestorel yapmasın diye yanında da az şekerli şerbet ana şekeri az oglum diyabet yapar cerreh sanki ana gı babam niye et almıyor evladım teessüf ederim bilmiyormusun neyi gı babayın vejeteryan derneginin kurucu üyesi oldugunu alsana sosyal bir aile sivil toplum örgütlerine üyelik hormonsuz besinler bir ses duydum çıktım dışarı güllü teyzenin damından agızını iki elleri arasına almış güya ses saga sola fazla yayılmayacakmış ürüştü emmi dellal çagırıyor eeeyy ahali duyduk duymadık demeyin yarın ganel ayıtlanmaya gidilecek allah dan başka bişey degilmiş allah rahmet etsin büyük adamdı yoksa bekçi yaparlarmı köye köyde hiç kimsenin adli sabıkasında kaydı yoktu yine canım bir sigara istedi mevsim kış atılan vızzıklar hep ıslanıyor şu kış bir geçseydi nihat amcaya selamlar necip bey brilantini kullanırdı saçlarını parlatmak için inşallah tazminat davası açmaz benim de olsada bir kaç kız tavlasam köyde sokakta gözüme hacı mustafa takıldı vardım yanına saçları parlak herhalde aynı niyeti taşıyordu benimle dayından mı aldın lan yok oglum zeytin yagınız varmı anlaşıldı geldim eve zaten iki bardaktı bir çay bardagı doldurdum döktüm kafama güneşe çıktım arkası tengerlek teneke yuvarlak aynayı evde unutmuşum bakayı dedim girdim eve anamda geldi çıktımı küt diye olmuşum bir kırk pınar pehlivanı o ne lan anlamazmı aldı beni eline sabunda hacı şakir olsa ya termosfon bozulmuş soguk suyla bir eliyle sabun sürüyor diger eliyle kafamı deliyor allah canını alsınn sürtük gıran giresiceler feryedıma ziya ancam yetişti köyün en şık adamı olarak her ne kadar irfan naci kırbıyık olsada tarih bunu yalanlıyor bir elbiseyi on altı yıl giyen anarın son anketine göre dedemin amerikadan getirdigi görüşünde birleşiliyor on altıncı senenin son gününde kendiliginden çürüdügü için yere dökülmüştür dedem hacı muharrem den rivayet olunur o gün aile çok üzülmüş o gece bir rüya görür sabah kalkar aileyi toplar üzülmeyin çocuklar bu elbise bir gün daha kalsaydı on yedinci yıla girecekti allaha havalem ya bu şu demek on altı devlet kurduk ya elbise o gün çürümeseydi anadon .                                                                                                                          ... ERGEN ATILGAN

ZAMANTI IRMAGINDA YUZME OGRENMEK :

Zamanti irmagi,bitkilere, meyvelere,agaclara,otlara,hayvanlara can veren,insanlarin balik avladigi herturlu olanaklarindan yararlandigi,ayni zamandada cok insanlarin ocaklarini sonduren cocuklarini veya aile fertlerinden birini bogularak kaybeden Zamanti irmaginda yuzmek nasil veya yuzmeyi ogrenmek nasil birseydi...Gunlerden birgun amca ve hala cocuklariyla beraber her zamanki yuzme yerimiz olan Bucak a dogru yola cikmistik.Oraya vardigimizda mayolarimizi giyip belimize kadar gelen irmagin suyunda oynamaya baslamistik oynamaya diyorum cunku icimizde dogru durust yuzme bilen yoktu ve ben hic yuzme bilmiyordum.irmagin icindeyim, su belime kadar gelmisti suyunda akintisiyla yavas yavas asgilara dogru gidiyordum cok zevkli oluyordu boyle suyun icinde oynamak fakat biraz ilerleyince ayagimin altindaki kum ucgen seklinde bitiyordu,ayagimla sag tarafimi yokladim derinlesiyordu,sol tarafimi yokladim orasida derinlesiyordu,geri donmeyi yani akintiya karsi yurumek istedim, basaramadigim gibi ayagimin altindaki kumlar daha cok kayip gidiyordu.Eyvah..! ben simdi ne yapacaktim irmagin disindakilere baktim yasca hepside benden kucuk ve yuzme bilmeyenlerdi onlardan yardim isteyemezdim beni kurtarmak isterlerken kendileride canlarindan olabilirlerdi.koyden yardim getirmeleri ise saatleri bulurdu.simdi ne yapacaktim.kesin bogulacaktim,yada yuzmeye calisarak kiyiya ulasmam lazimdi,kiyiya soyle bir baktim en azindan 30-40 metre uzakliktaydi.( 3-4 metre) yuzme bilmedigim icin bana o kadar uzak gozukuyordu.bu arada ayagimin altindaki kumlar gittikce daha cok kayiyordu.Nefesimi tuttum <Ya Allah Ya Bismillah >deyip kendimi kiyiya dogru biraktim butun var gucumle kulac atiyordum o kadar hizli kulac atiyordumki suyun icinde terledigimi hissediyordum.Kafam suyun icinde hizla yuzmeye calisirken sanki 100 metre dunya rekoru kiracaktim ki.birden elimin sappp diye camura degdigini hissettim.Allaha cok sukur bogulmadan kiyiya gelmistim.bu aradada yuzebildigim icin cok sevinmistim tabiki kimseye belli etmemistim,bu arada beni goren cocuklar benim yuzdugumu gorunce sasirmislardi.kiyidan soyle bir baktim yuzdugum yer fazlada uzak sayilmazdi.eeee bu kadar yuzdugume gore yine yuzebilirdim ve yine ayni yerden yuzersem yine basarabilirdim.benim yaptigim cesaretmidir yoksa aptallikmidir bilemiyorum.Derken yine ayni yerden suya girdim ve ayni yere kadar yurudum belirli bir noktaya geldigimde yine, su derinlesiyordu.Yine kiyiya dogru baktim orasi o kadar uzak gorunuyorduku bana, suya girdigime bin pisman olmustum Allahim ne aptalim bir sefer bogulmaktan kurtuldum ne halt yemeye yine ayni yerden girdim diye kendi kendime soyleniyordum,bir yandanda az once yuzdum yine yuzerim diyordum.Ayagimin altindaki kumlar kayipta akinti beni suruklemeye baslayinca yine <Ya Allah Ya Bismillah > deyip kendimi koyverdim yine ayni tempoyla butun gucumle yuzuyordum, icimden dualar ediyor bir an once kiyiya varmaya calisiyordum,derken yine elimin camura carptigini hissedince kiyiya ulastigimi anladim.Icimde buyuk bir sevinc vardi ,cok canlar alan Zamanti irmagini yenmistim bogulmaktan kurtulmustum ,yuzmeyi azda olsa ogrenmistim.Mutlaka daha sonra tekrar denemistir diye icinizden gecirdiginizi hissediyorum ama hayir denemedim baska yerde suyun daha sakin oldugu yerlerde ve yuzmeyi iyi bilenlerin yaninda yuzmemi gelistirdim ve su anda kendimi kurtaracak kadar yuzmeyi biliyorum.NOT :bu yaziyi okuduktan sonra bende mecbur kalirsam,bende yuzmeyi ogrenirim deyip sakin denemeye kalkmayin ben sansliydim, siz olmayabilirsiniz.

                                                                                                                               D.ZEKI GURBUZ


DERNEK:

1950 li yılların başında, Kırıkkale bostanlıklıların rağbet ettiği önemli iş merkezlerinden başta gelenidir. Bekçi Abdullah Demirezen, Turgut Erdoğan, Mustafa Erdogan gibi Tanıdıklar aracılığı ile, MKE de iş alıyorlar. Sayıları 25-30 kişiyi bulan hemşehrilerimize, civar köyleride eklerseniz, epey kalabalık bir grup oluşuyor. Sonunda bir dernek kurmaya karar veriyorlar. Kararlaştırılan yerde toplanıp Derneğin amacını görüşürken, herkesin birer lira aidat vermesi konusunda anlaşıyorlar. Bu arada köylümüz Nail Mucuk sözalıyor. " A.....koyayım bir lira değilmi bende veririm "diyor. Hışımla yerinden kalkan Mustafa Erdoğan " Sus be dengesiz herif, Sen burayı Bostanlıkmı sandın "deyip güzel bir azarlıyor. Derneği kurup kurmadıklarını bilmiyoruz. Ancak, Bostanlık sevdalılarının, 60 yıl önceki seslerini duyar gibi oluyor, gayretlerini taktirle yadediyoruz.


GÖRÜŞMENİN BÖYLESİ:

Şu Sait Aydemir bir ömür adam vallahi.Turna abla ile nişanlı. Sanırım 1956 falan. Nişanlıların görüşmeleri yasak olduğundan, gizli görüşmenin yolları aranırdı. Gecenin bir yarısı, Eğitmenin evine korku ile yaklaştı, duvardan atlayıp avludaki ağaç merdiveni kucaklayıp, tandırlığın damına çekti. Tandırın bacasından aşağı sarkıttı. Lakin bütün bunları sessiz yapması mümkün değildi. Yinede merdivenin zemine değdiğini anladı. Bacakları titrese de, zar zor aşağı dogru inebildi. Nişanlısının orada yattığından çok emindi. Ayağı yere basar basmaz sert bir el ensesinden yakalayıp, patur kütür vurmaya başladı. O kadar faaliyete Eğitmen uyanmazmı. Turna ablayı başka odaya gönderip, azgın aşığı yakalamıştı. Sait ağabey, şaşkın ve mahçup kapıdan çıkarken, Pantolonunun paçasına kadar ıslattığını fark etmemişti bile. ( Çok değer verdiğim Sait Aydemir ve Turna Ablamın, hoşgörülerine sığınarak yazdım)


CİNLERDEN PERİLERDEN KORKMAK:


Çocukken cinlerle korkuturlardı.Camdan bakamazdık yanlız dışarı çıkmak kolay değildi. Kayalıklar sınangılı mezarlıklarda hortlaklar vardı.Başımdan geçen olayı anlatayım.Kabulu bucakta yonca sulamam gerekiyordu.Sabahleyin küreği aldım.Yonca sulamaya gittim .Arktan su savacağını açtım.Yoncayı suluyorum.Yoruldum biraz oturuyum dedim.Oturunca aklıma korkular gelmeye basşladı Rüzgar estikçe otların sesinden korkmaya başladım.Etrafıma baktım kimseler yoktu.Issız yanlızdım.Elimde kürek köye doğru yürümeye başladım.Arkamdan birileri geliyordu.Ayak sesleri geliyordu arkamdan.Sesi duyunca son sürat kaçmaya başladım.Arkamdan sesler geliyordu korkudan arkama bakamıyordum.Irmağın kenarına birde baktım ki sakallı bir adam eşşeğe ters binmiş.Onu görünce daha da korktum ama köye doğru kaçıyordum.Köye yaklaşınca biraz rahatladım ama harman yerine zor düştüm.Korkudan bayılacaktım.1 ay kabusunu gördüm.Küreğin sapından tutmuşum,kürek arkamdan sürünüp gelirmiş.Irmağın kenarında söğütü kesmişler.Kurumuş çatal söğüt insan gibi görünürmüş.Korkudan bilemiyordum.Sonradan                YAŞAR SAMUR

TÜRBE DAĞININ GECE YOLCUSU :

Bu hal böyle iken gine bıraktığım yerden başlıyorum.1956 yılı ramazan 10 nisan tarihinde raslamıştı orucun altıncı veya yedinci günü ben tomarzaya pazara gitmiştim.evde kalan elife ile gelinimiz şefrede dağ tarlaya çift sürmeye veye bostan ekmeye gidyorlar.evde kalan valide çocuklarla meşgul iken oğlum mesut ve kardeşim zamirin kızı hatice annelerinin yanına gitmek için evden çıkıp tutuyorlar tarlanın yolunu. hatice kırık hüseyinin harmanından geri dönüyor mesut ise bilmediği bir istikamette alıyor başını gidiyor.eve gelen annesi akşam yakını çocuğu soruyor ve arıyorlar bulamıyorlar bu arada vakitte iftar zamanı olmak üzere iken sağa sola akrabalarının evine koşuyorlar hiç bir tarafta çocuk yok çocuk mesut ise 4 yaşında kendiside çok mahçup durumdadır iftar zamanı geçmek üzere köye geldim bizim kapıda sağa sola koşuşmalar var çok korktum ilk rasladığım valideme bu ne hal diye sordum o da mesutu kayıp ettik diye cevap verdi bende neye uğradığını bilmeyen bir deli gibi rastgele yere koştum feket nereye gittiğimi ve ne aradığımı bilmiyordum.Allah komşunun yokluğunu vermesin o gece söfür zamanına kadar bütün konu komşu ve hısım akraba ellerinde fenerle köyü ve etraftaki dere,tepe ve kuyulara adam indirerek aradılar bulamadılar o gün bizim evde ne iftar ne de söfür yemeği yendi 48 saat oruçlu kaldık ben ise bir kaç kişi ile sabaha kadar dolaştım çare yok yerlere yatıp dinliyorum acep yavrum ağlarda sesi duyulur mu diye bir taraftan, bir ses yok etraf köylere adam göndereyim ve bu arada hükümetede haber vereyim diye düşünüyorum ama gel benden sor hayatta bundan büyük acı bundan zor ızdırab yok diyebilirim çünkü insanın aklına her iş her fenalık hatta her canavarlık geldikçe deli olmamak hiç bir şey değil evlerde sobasız oturulmayan bir bahar ayı biz soba başında otururken o zavallı yavrucak yalın ayak başı açık bir entarinin içinde acaba nerelerde o gecenin zindanı karanlıkları içinde ANA diye ne gibi dille döküp ağlıyordur. orasını ancak cenabı hak bilirdi o gün yine sabah olmuştu dünyayı nura boyayan güneş gine aynı yerinden doğmak üzere idi karım elife ise kaybolan bir evlat acısı ile sanki yetmiş yaşında beli bükülmüş bir ihtiyar gibi dört büklüm olmuş mukadderate boyun eğerek kanlı gözyaşlarını dökerek ahh eylemekte idi ben ise fecir sökerken kuşların cıvıltısı koyunların kuzuları için melemesi benim derdime dert kattılar o an nereye gideceğimi bilmeden evden ayrıldım dere, tepe ,dağ ve taş demeden dolaştım sonra ümidim kesildi köye döndüm bu arada yavrularını emzirmiş sahiplerine sütlerini vermiş olan inekleri çobanları bizim köyden niyazi yüksel adındaki çoban olan kırık hüseyinin harmanında geçer geçmez bana rasladı kendisinden şu ricada bulundum sürüsünü türbeye çıkarıp oraları aramasını ve oradanda her tarafa bakarak belki çocuğun ölüsüne kurt kuş dolaşırda görürsün diye bu hizmeti yapması için rica ettim sağolsun o arkadaşta kabul etti zaten ben de o kararda idim diye cevap verdi ondan sonra ben de etraf köylere ve ırmak boylarına adam gönderdim mahzun mahzun eve döndüm fakat eve gitmek bana mezara gitmekten daha zor geliyordu bizim evin önüne köyün bütün kadını,çocuğu birikmişti ben artık çocuğun hayatından vazgeçmiş hiç olmazsa soğuk yüzünü bir kerecik görelim ve öldüğüne kalbim inansın diye Allaha yalvarıyordum.. bu arada bizim köyden sağolsunlar bir kaç komşu zamirin kızı haticeyi türlü vaadlerle kandırıp mesutla nereye gittiklerini öğrenmek için haticeyi önlerine sürüp iz takibine düşmüşler tabiri caizse bir av köpeği avcısının önüne düşerde avının izini takip eder ya aynı öyle öne düştü tıpış tıpış kör kuyu yolunu tuttu ve buradan gitti ben geri döndüm dedi bu arada türbenin tepesinden canıma can katan hayırlı bir haykırış işittik çocuğu buldum diye sığır çobanı niyazi yüksel bağırıyordu ben de yanımda bulunan arkadaş ve komşulara sorun dedim sağ mı yoksa ölü mü,,,,sağ sağ diye arkaya arkaya çağırdığında dünyalar benim olmuştu ve karanlık bir geceden mutlu bir güneşe ve yetmiş yaşında yirmi yaşına girmişe dönmüştüm o an hemen buradan yıldırım gibi koşan yılmaz türker çocuğu sırtladı ve köye getirdi bizim kapı köyün erkeği kadını ile mahşer yerine dönmüştü MESUT ,yılmazın sırtında gelir gelmez ANA ben acıktım gece o kadar çağırdım ve ağladım niçin çıra yakıp üzerimi örtmedin dedi en acılı tarafıda ölünceye kadar unutmam gecenin zindani karanlığında döktüğü gözyaşları yüzlerinde iz yapmış ve ayklarına batmadık diken kalmamıştı kimbilir o zavallı yavrum o taşların kevenlerin içinde yalın ayak korkunç gecenin karanlığında oralarda ne yaptı ve ne kadar ağladı cenabı hakka her zamanlar şükürler olsun o yavrucağı gecenin soğuğunda mukaddes türbenin başında arkadaş olarak ta bir tilki gönderdi ve biz aciz kullarının yüzüne baktıda sağ selamet kavuşmayı nasip eyledi evet insan olanın çocuğu olur cenabı hak verir verdiği gibi türlü türlü hastalıklar verir suya düşer,ateşte yanar cenabı hakkın takdir ettiği ölümlere boyun eğerek ölüsünü toprağa koyarlar orası bir mekan olur ve ümit kesilir fakat bu iş böyle değil miş ne öldüğünü ne suya düştüğünü bilmiyon kalbin binbir türlü facialar canlanıyor ve aklına her türlü işler geliyor.Sığır çobanıda şöyle anlatıyor çocuğu bulduğunu:türbeye hayvanları dağıttım otluyorlardı ben ise iki üç defa türbenin etrafını dolaştım umudum kesilmişti türbenin doğu güney sırtından ardıca çıkan sırt üzerinde bir tilki gördüm ve tilkiye bakarken tilkiden 5 -10 metre aşağıda taşın üzerinde çocuğun yattığını gördüm koştum yanına acaba sağ mı ölü mü diye tereddüt ettim baktım ki sağ ve halen mışıl mışıl uyuyordu kendisini uyandırdım ANA diye ağlamaya başladı ben de teselli etmeye çalıştım ve çocuğu köyden gelen adamlara teslim ettim biz ise çobandan olduğu gibi bütün köy halkından memnunuz cümlesinden Allah razı olsun böyle acıyıda kimseye vermesin,,,,oğlum MESUT ise o ana kadar konuşmasını bilmez meramını derdini iyice anlatamazdı ayaklarıda yere iyice sağlam basmazdı bu kaybolma cenabı hakkın bir lütfu oldu geldikten sonra konuşması açıldı köyün her tarafını dolaşma kuvveti hasıl oldu çok şükürler olsun biz de sevindik ve kendisine sorduğumda ANAMIN yanına gittim ama bulamadım diye cevap verdi o günü anne-baba olarak bir türlü unutmayız işte ben de 4 yaşındaki küçük oğlum MESUTUN hikayesini TÜRBE DAĞININ GECE YOLCUSU diye yazdım.....17 Nisan 1956 babası H.MUSTAFA AYDEMİR (ula baba sen neymişin öyle)     HACI AYDEMİR'İN KALEMİNDEN ERHAN AYDEMİR GÖNDERDİ